ZoyaPatel

Diktatörler Yalnız Ölür | Gabriel Garcia Marquez'in Başkan Babamızın Sonbaharı Romanı Hakkında Bir İnceleme

SohaniSharma

Başkan Babamızın Sonbaharı, Kolombiyalı büyük romancı Gabriel Garcia Marquez'in önemli eserlerinden biri. 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Marquez, gerçekçi anlatımla olağanüstülüğü birleştiren büyülü gerçekçilik akımının başat yazarları arasında sayılıyor. 2014 yılında ölen yazarın tüm dünyada şahsımın da içinde bulunduğu büyük bir okur / hayran kitlesi bulunmakta.

Adını bilmediğimiz bir Güney Amerika ülkesini yüz yıl yöneten bir diktatörün romanı Başkan Babamızın Sonbaharı. Diktatörlüğün zulüm dolu yönetimi, yer yer absürtlüğü hatta karikatürü diyebileceğimiz roman için Marquez "iktidarın yalnızlığı için yazılmış bir şiir" ifadesini kullanıyor. Amacının diktatör hikâyesi anlatmak değil bir iktidar atmosferi kurmak olduğunu yine Marquez'den öğreniyoruz.

Romanı okumaya başlayınca korkunç bir yalnızlığın içinde garip bir atmosferde resmedilen isimsiz "General"in gerçek hayatta kimi işaret ettiğini merak edip internete daldım. Bu soru ilk defa benim aklıma düşmemiş tabii ki! Marquez, General'in belirgin bir kişi olmadığını, Latin Amerika diktatörlerinin bir sentezi olarak yazıldığını söylemiş. Okuyucuların Başkan Baba'nın kimliğine odaklanmalarını istemediğini, adı sanı belli bir diktatörü anlatmasının romanın evrenselliğine aykırı olacağını açıklamış. Aynı zamanda bir gazeteci olan Marquez'in General'i yazmak için gerçek haber parçalarından, anekdotlardan, söylentilerden, dedikodulardan yararlandığı anlatılmış. Romanın satırlarında gezinirken hemen her coğrafyadan diktatoryal yönetimlere özgü özellikleri bolca görüyorsunuz zaten. Yer yer trajikomik, yer yer saçma, mantıksız ama hep zalimce...

Marquez, büyük beğeni toplayan Yüzyıllık Yalnızlık romanının ardından Başkan Babamızın Sonbaharı'nı yayımlamış. Yazımı yedi yıl süren romanın birçok bölümü Marquez tarafından tekrar tekrar yazılmış. Yazma sürecinin kendisini en çok zorlayan eseri olduğunu ifade etmiş. Romanla ilgili en çok rastladığım okur yorumlarından biri "okunması en zor Marquez romanı" olduğuydu ki yazmasını varın siz düşünün... Önce idamını bekleyen bir diktatörün monoloğu olarak yazılmış roman. Bundan vazgeçmiş ve bugün okuduğumuz roman sınırlarını zorlayan paragrafsız, iç içe kurguyu tercih etmiş. Romanın cümlelerine "uzun" demek o uzunluğu anlatmeye yetmez. Anlatıcının devamlı değiştiği, dalıp gittiğiniz zaman olayın bulunduğunuz yere nasıl geldiğini tahmin etmenizin mümkün olmadığı bir anlatıdan bahsediyorum. Romanı "rüya"ya benzetenler var ki kulağa mantıksız gelmiyor.

Sadece anlatımını kastetmiyoruz. Olaylar için de böyle bir devlet ancak rüyalarda olabilir, dense yeridir. Örnek verecek olursam bir başkanlık sarayı düşünün. İçinde birçok hayvan, yatalak hastalar, cüzamlılar birlikte yaşıyor. Koridorlarında tavukların gezindiği sarayın kabul salonundaki koltukları inekler yiyor. Başkan, en yakın adamının ihanetinden şüphelenince onu pişirtip emrindeki askerlere yemek olarak ikram ediyor. Dublör olarak kullandığı adamı öldürülünce halkı yeniden dirildiğine inandıran General, ülkenin satacak bir şeyi kalmayınca denizlerini Amerikalılara satıyor. Kullanımını falan değil bildiğin denizi satıyor. Amerikalılar da denizi kaldırıp ülkelerine götürüyor. Tabii böyle bir duruma rüya değil koca bir halkın ortak kabusu denir ancak orası ayrı konu! Kitapta başkasına anlatmak istediğim o kadar çok yer var ki "Şu da var, şöyle bir olay da var!" diyerek romanın yarısını anlatmamak için kendimi zor tutuyorum.

Bu zorlayıcı anlatım hakkında yazıp da çevirenin Tomris Uyar olduğunu söylememek olmaz. Uyar, romanı orijinal dili İspanyolcadan değil İngilizcesinden çevirmiş. Marquez'in ahengine büyük önem verdiği ve emin olmak için sesli okumalarla ritmini kontrol ettiği bu zor ve uzun cümleleri ustaca çevirmek de ancak Tomris Uyar olmak gerek zannımca. Romanı okumak isteyenlere bir okuma tavsiyesi olarak metindeki noktalı virgüllere dikkat etmelerini öneririm. Aslını bilemem ama bizdeki halinde noktalı virgüller paragraf başı gibi, anlatıcının değiştiği yerlere bir işaret fişeği olarak yerleştirilmiş.

General'in yönetimi o kadar uzun sürer ki halk onun ölümsüz olduğuna inanır. Hatta öldüğüne bile inanamazlar. Geçmişteki bazı hadiselerin zamanı karıştırılır. Ancak bir gün gelir bütün diktatörler gibi, adını tarihe kanlı harflerle yazdıran zalimler gibi General de ölür. Kitabın ilgili birkaç sayfası enfesti. Dünya üzerinde ne zaman bir diktatör ölse, zulmüyle nefret kazanmış bir diktatör müsveddesi tarihin çöplüğünü boylasa sanırım o sayfaları açıp sesli sesli okurum.

İktidar liderleri yalnızlaştırır, derler. General'in iktidara nasıl geldiğini bilmiyoruz ama romanın tamamında tek başınadır. Nikahlı tek karısını uyuduğu odaya sokmayacak kadar; imza yetkisini verdiği, bütün sırlarını bilen adamını acımasızca öldürtecek kadar; ülkedeki gerçekleri öğrenmesin diye kendine özel kapalı devre televizyondan, şahsına özel tek nüsha basılan gazeteden dünyayı takip edecek kadar yalnızdı. Çevresinden her daim şüphelenen, kimseye güvenmeyen, ancak üç sürgü, üç kilit ve üç demirle arka arkaya kilitli bir odada gecelerini geçirebilen bir adam ülkeyi yönetse de mutlak gücün hapishanesinde yapayalnızdır. Her şeyin sonunda ölüm, General'e o üçlü mekanizmalarla korunan kapılardan geçerek değil duvarlardan sızarak ulaşacaktır. Ve diktatör yalnız ölecektir.

Başkan Babamızın Sonbaharı zaman zaman zorlasa da okumuş olmaktan müthiş mutluluk duyduğum bir kitap oldu. Bilgimi-görgümü artırdı, anlayışımı genişletti ve umudumu biledi. Herkeslere tavsiye ederim. İyi okumalar...

Başkan Babamızın Sonbaharı
Gabriel Garcia Marquez
Can Yayınları
Çeviren: Tomris Uyar
255 sayfa

Ahmedabad
Kolkata
Hyderabad
Daha yeni Bangalore Daha eski

نموذج الاتصال