ZoyaPatel

Tatar Çölü – Dino Buzzati | Kitap Yorumu ve İncelemesi

SohaniSharma
Dino Buzzati Tatar Çölü kitabı için yorum ve inceleme yazısı
Ne kadar zordur beklemek! Hayatımızda ne çok yeri var oysa. Otobüs bekleriz, akşamı ya da hafta sonunu bekleriz, bir arkadaşımızı bekleriz, sıra bekleriz, gelecek güzel günleri bekleriz ve çoğu zaman sadece bekleriz. İnsanın olmazsa olmazı desem yanlış sayılmaz galiba. İşte bu bekleyişin en iyi anlatıldığı, zirve eserlerinden birini, Tatar Çölü'nü okudum. Yazarı, İtalyan edebiyatının en önemli kalemlerinden Dino Buzzati. Tatar Çölü, bekleyişin romanı olduğu kadar varoluşçuluk akımının da önemli örneklerinden biridir. Uzun süredir okumak istediğim bu romanla nihayet yollarımız kesişti.

Dino Buzzati, (1906-1972) İtalyan edebiyatının kalburüstü yazarlarından biri. Eserlerinde insanın anlamsızlığını, hayatın büyük boşluğunu işleyen "İtalyan Kafkası" diye anılan Buzzati aynı zamanda döneminin önemli gazetecilerinden biri. Roman, İkinci Dünya Savaşı'ndan önce yazılmış ama Buzzati gazeteci olarak yakından takip ettiği savaştan sonra romanı elden geçirip yeniden yayımlamış.

Tatar Çölü, çiçeği burnunda teğmen Giovanni Drogo'nun ülkenin kuzeyindeki Bastiani Kalesi'ne tayin olması ile başlıyor. Drogo, mesleğe yeni başlayan heyecanlı bir subay olarak iyi bir askerlik kariyeri yapmak, üst düzey bir komutan olmak hayalinde. Bu hayat dolu genci teğmenliğinden alıp yıllar sonra binbaşılığında bırakıyor Buzzati. Kahramanımız, Tatar Çölü'nden gelecek kuzeyli düşmanları çöle nazır bir manzara eşliğinde bekliyor. Kalenin işleyişine dair bazı askerî meseleler, birkaç beklenmeyen ölüm, çölün gözle zor görülen uzak bölgelerindeki belli belirsiz kıpırtılar kitabın bazı iniş çıkışları.

Okuma öncesi kitapla ilgili pek bir yazı okumaktan, video seyretmekten yahut podcast dinlemekten özellikle kaçınıyorum. Bu blogda benim de bazen istemeden de olsa yaptığım gibi kitapla ilgili spoilerlar okuma şevkimi zedeleyebiliyor. Ancak okuma esnasında yolun sonu görününce kendi tespitlerimin yanında kitabın olayı neymiş, bu kitap niye değerli diye aramalarım başlıyor. Tatar Çölü'nde de aynı yolu izledim. Birkaç yazı, podcast, video derken kitap daha berraklaştı. Ufak bazı farklı okumalar olsa da temel görüş genelde aynı: "İnsan, hayatını büyük bir anı bekleyerek geçirir ve çoğu zaman o an hiç gelmeden ömür tükenir."

Bekleyiş deyince kimisinin aklına gelebileceği gibi okuyanı sıkan bir kitap değil Tatar Çölü. Kaleyi, çölü anlatan uzun ve yorucu betimlemeler yok denecek kadar az. Betimlemeleri ruh tasvirleri tabii ki var ama "bekleyişin romanı, bir kale var bir de çöl" deyince okuyucuya uzak durulacak bir kitap gibi gelmesin. Düşünce daha çok semboller üzerinden yürüyor. Kale bir sembol, çöl başka bir sembol, çöldeki belli belirsiz hareketler bir diğer sembol. Olayların akışı, sembollerin serilişi sürerken kitap da akıyor.

Kitabın dilini çok beğendim. Somut, gösterişsiz bir dili var. Atmosfer kurmakta çok başarılı kullanılmış. Ama altta derin bir anlayış, güçlü bir edebiyat ırmağı akıyor. Ahmet Altan'ın Hayat Hanım'ında da benzer bir güç bulmuştum. Sadeliğin okuyucuyu ağır ağır saran tadı var romanda. Çevirmenin de başarısı muhakkak. Hülya Uğur Tanrıöver'e güzel çeviri için teşekkür etmeliyiz.

Kitap sonlara doğru mesajını daha netleştiriyor. Başlarda bekliyor Drogo. Biz de onunla birlikte kaleden tayin olmasını, Tatarların gelmesini, savaş çıkmasını, Drogo'nun komutan olmasını bekliyoruz. Romanların altını çizmek huyum pek yoktur ama Drogo'nun umudunu hala diri tuttuğu ancak anlatıcının gerçeği gördüğü şu bölümün altını çizdim: "Ve geçen saatlerin yarattığı karanlık endişe her gün biraz artsa da Drogo asıl önemli olan şeyin henüz başlamadığı fikrinde inat etmekteydi. Giovanni, sabırla o hiç gelmeyen anı bekliyordu; geleceğin feci derecede güdükleştiğini, artık hiçbir şeyin eskisi gibi yani önündeki zamanın kendisine upuzun bir dönem, harcamakla tükenmeyecek bir servet gibi göründüğü zamanlardaki gibi olmadığını görmüyordu." Sayfalar ilerledikçe hayallerin sonunda bekleyen gerçek belirginleşiyor. İleride elbet bir gün olur diye umup durduğu beklentilerin gerçekleşmeyeceğini Drogo Giovanni de kabulleniyor.

Çoğumuz Drogo gibi değil miyiz? En azından ben öyleyim. Hayatımın geri kalan kısmında gerçekleşmeyen bazı beklentilerimin önümde beni bekleyen bölümünde gerçekleşeceğini umuyorum. Kendim, ailem, içinde yaşadığım toplum için... Sonra bir yere gelip de umutlarımın tam tersi istikamette olaylar yaşayınca sarsılıyorum. Ümidimi kaybetmiş sayılmam ama gerçekler, sarsıcı gerçekler bekleyişimin anlamsızlığı düşüncesi içimde bir yerleri kemiriyor. Bakalım ne zaman dayandığım umut asasını bitirip beni devirecek?

Romanın başlarında bir sahne var. Drogo kaleye ilk gidişinde yolda Yüzbaşı Ortiz'le karşılaşıyor. Aralarında bir konuşma geçiyor. Romanın son bölümünde de artık yüzbaşı rütbesine varmış Drogo kaleye yeni tayin olan Teğmen Moro ile hemen aynı yerde karşılaşıyor ve ikisi arasında benzer bir diyalog yaşanıyor. Roller değişiyor ama döngü aynı. Bu simetri dünyanın, hayatın bir döngüden, tekerrürden ibaret olduğunu düşündürdü bana. Dünya dönmeye devam ediyor, zamanın çarkları deveranını sürdürüyor ancak bu çarkların arasında insan ufalanıp öğütülüyor. Öğütülüyoruz...

Son olarak çıkardığım bir dersten bahsetmek istiyorum. Bu mevzuyu okuduğum, dinlediğim kaynaklarda görmedim. Çok da ahım şahım bir çıkarım değil elbette ama Drogo'nun bekleyişi bana beklememeyi öğütledi. Gerçekleşmesini istediğin bir hayalin varsa durma adım at! Görmek istediğin biri varsa gelmesini bekleme, sen ona git! Çünkü beklemekle olmuyor. Roman ilerledikçe Bastiani Kalesi'nin bir köşesinde Giovanni Drogo'nun kolundan tutup ona bunu söylemek istedim ama bir türlü beklediğim an gelmedi. Keşke bir adım atıp onu kurtarsaydım!..

Tatar Çölü ve Teğmen Drogo böyle dostlar!.. Beğenerek okudum, herkeslere tavsiye ederim.

Tatar Çölü
Dino Buzzati
İletişim Yayınları
232 sayfa
Ahmedabad
Kolkata
Hyderabad
Daha yeni Bangalore Daha eski

نموذج الاتصال