Öykü türünün dünya edebiyatında önde gelen eserlerinden Dublinliler, İrlandalıların ya da İngilizce edebiyatın önde gelen yazarı James Joyce tarafından 20. yüzyılın başlarında yazılmış. Edebiyat ehli bir arkadaşımla okuduklarımız üzerine konuşurken James Joyce’un Dublinliler’ini bitirdiğimden bahsedince o kitabı nasıl bitirdiğimi sordu. James Joyce’un zor yazar, Dublinlilerin de zor bir kitap olduğunu söyledi ki James Joyce’un zor yazar olduğu konusunda hemfikiriz. Dublinlilerle ilgili fikirlerimi ise aşağıda anlatıyorum.
James Joyce geçtiğimiz yüzyılın başlarında yaşamış ve yazmış İrlandalı bir yazar. İngilizce yazmış. İyi okurun ve edebiyatla uğraşanların yakından tanıdığı bir isim. Yayınladıktan sonra yazarın dünyada tanınmasını sağlayan kült eseri Ulysses modern romanın zirvelerinden sayılıyor. Klasik anlatı kalıplarını kıran, bilinç akışı tekniğini çağdaşlarından çok ileride kullanan James Joyce kendisinden sonra yazmış Virginia Woolf, Kafka gibi birçok sanatçıyı da derinden etkilemiş. Sıradanı edebiyatın temeline taşıyabilmiş eserleriyle edebiyatta önemli bir yere sahip. İsmi edebiyat çarşılarında yoğun paylaşılmıyor gibi görünebilir ama nitelikli bir şeyler okumayı isteyenlere tavsiye ederim.
Yazar böyle önemli bir yazar, eser aşkın bir kitapken Dublinliler basılmak için yazarın çekmecesinde on yıl beklemiş. Yayıncılar; İrlanda toplumunu kötü gösterdiği, ahlaka zarar verici bölümler içerdiği, bazı karakterlerin gerçek kişilere benzediği gibi gerekçelerle “halkı kin ve nefrete sürükleme” suçunu işleyen bu kitabı basmak istememiş. Bazı bölümleri çıkarmayı teklif etmişler ama James Joyce kabul etmemiş.
Kitaba geçmeden ona adını veren Dublin’den de bahsetmeli. Malumunuz İrlanda’nın başkenti Dublin. Yazar çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği şehri, o şehrin insanlarını konu almış kitapta. Hatta James Joyce’un “Dublin yok olsa bu kitaba bakarak yeniden kurulabilir.” mealinde bir sözü de varmış. Bizde bir şehri sevmek, onun fanatizmine dönüşüyor ve belki de yabancı yazarlardaki şehir sevgisini böyle anlıyoruz. Hani tanıştığımız kişiye önce nereli olduğunu sormakla başlayan huyumuz var ya onu kastediyorum. Bu memleket sevdası başka kültürlerde bizimkine benzemiyor. Şehrin insanının sıkışmışlığını, açmazlarını, bunalımlarını ele almış daha çok. Bunları anlatırken de mekân şehrin caddeleri, sokakları, kiliseleri, nehri, barları falan… Şehrin insanların karakterlerine nüfuz edişini okuyoruz satır aralarında. Dublinleşen Dublinliler yahut Dublinlilere benzeyen Dublin… Kitabın yazıldığı dönem İrlanda bağımsız bir devlet değil dolayısıyla Dublin de onun başkenti değilmiş. Sıkışmışlık halinin sebeplerinden biri de bu olsa gerek.
Dublinliler bazıları aynı kahramanların çevresinde örgülenmiş on beş öyküden oluşuyor. Sıradan insanların gündelik hayatlarını okuduğumuz öykülerde satır aralarına yukarıda bahsettiğim küçük anların mesajları saklanmış. Hayalini kurduğu hayatı yaşayamayan, gitmek isteyip gidemeyen insanların hayal kırıklıkları geniş bir gündelik hayat metinlerinin içinde gözümüze çarpıyor. İlk öyküleri okuyunca yüz yıl önceki Dublin ne kadar da bizim bugünkü şehirlerimize benziyor diye düşünmüştüm. Kitabı bitirdiğimde de yüz yıl önceki Dublinliler ne kadar da bizdeki bugünün insanlarına benziyor demekten kendimi alamadım. Her türlü darlıkla boğuşan, gitmekle kalmak arasında arafta bir yerlerde gün dolduran bizim insanımıza…
Öykülerin dili okuyanı zorlamıyor. Metinler rahatça okunuyor. Zor betimlemeler, uzun ruh tahlilleri yok öykülerde fakat okurken aksiyon arıyorsanız “Bunu neden okuyorum?” ya da “Ee n’oldu şimdi?” gibi sonuçlara varabilirsiniz. İyi şeyler okumaya niyetli ama sabırsız olabilirsiniz. Böyle gelgitlerle boğuşanlara Dublinliler ve benzeri kitaplar için önerim kitabın hikâyesini araştırmalarıdır. Kitabın meselesini baştan öğrenirlerse kitabın bungun havası dağılıp ne okuduğunuzu, sayfalardaki cevheri fark edip sayfalar arası yolculuğunuzu daha rahat yapabilirsiniz. Nereden biliyorsun, derseniz “Ol kişi, kendinden bilir işi!” derim size.
Dublinliler’de ve diğer birçok dünya klasiğinde karşılaştığım insan ilişkileri ve yaşam tarzı beni hep şaşırtmıştır. Bu şaşkınlık bazen kitabı okumaya teşvik ederken bazen de beni metinden uzaklaştırır. Açıkçası Dublinliler bu açıdan beni çok cezbetmedi. Fakirlik ve sıkışmışlık gibi temaların ötesinde, karakterlerin kurduğu hayatı ve bu hayatın mantığını anlamakta zorlandım. Belki de bu durum benim bakış açımla ilgilidir; ancak orada bambaşka bir yaşam algısı olduğunu hissettim. Tam olarak tarif edemesem de, Dublin’deki hayat bana zaman zaman yabancı ve tuhaf bir atmosfer de sunmadı değil.
Kitabın son ve en hacimli öyküsü Ölüler için ayrıca bir bölüm açılmalı. Bir kitaba başlamadan ön sözünü, arka kapağını kitabın “hikâyesini” daha net görmek için okurum. Herkese de tavsiye ederim. Arka kapakta Ölüler öyküsüyle ilgili okuduğum cümle beni heyecanlandırdı. “… ‘İngiliz dilinde yazılmış en güzel öykü’ olarak kabul edilen Ölüler’dir.” Öykü uzun uzun, bir yemek davetinde yaşananları anlatıyor. Bir önceki paragrafta anlattığım intibak edemediğim hayat algısının bir benzeri aslında bu sahneler ama akrabalar, yemek, müzik, danslarla bezeli öyküde dinmeyen bir kar yağışının eşlik ettiği bütün bu süslemeler uzun bir giriş gibi. Asıl olay sona doğru yaşanıyor. Öykünün kahramanı Gabriel Conroy, eşi ve evliliği üzerine ani bir aydınlanma yaşıyor. (Bu aydınlanma haline “epifanya” deniyormuş. Arka kapaktan öğrendim.) Ve gözyaşlarına boğuluyor. Fazla spoiler verip okumak isteyenlerin zevkini kaçırmak istemem lakin şunu da söylemeliyim: Ölüler’in son birkaç sayfası arada açıp edebî zevk için okumalık bölümler…
Dublinliler’in çevirisi de gayet başarılı. Çeviri kitapları okuduğumuz yayınevi önemlidir. Çevirmenin yaptığı iş çok kıymetli. Bu yönüyle Celal Üster’e teşekkür etmeliyiz ancak çevirmenin birkaç kelime tercihini garipsedim. Birkaç yerde “belirtke” kelimesini kullanıyor. Cümleyi not aldım ama uzatmayayım. Canlı kanlı “gösterge, belirti” yerine sadece sözlüklerde yaşayan “belirtke” tercihi beni şaşırttı. “Yıvışmak, izlek” gibi birkaç daha benzer kelime tercihini işaretleyip geçeyim.
Bu blogda birçok kitap yazısı yayımladım ama pek azı için Dublinliler incelemesi kadar uğraştım. Genelde çalakalem kitaptan bana kalanları, kısa notlarımı ve anın çağrıştırdıklarını yazıveriyorum. Bu tavrın kitabın bendeki yeri ya da edebiyat dünyasındaki değeriyle pek alakası yok. Çünkü birçok değerli kitaba yeterince eğilip uzun yazılar yazamadım ama Dublinliler kitap yorumu yazısı içime sindi. Dublinliler kitap yorumu, diğer yazılarıma göre daha fazla emek verdiğim metinlerden biri oldu. Başka sitelerde, başka ortamlarda sayfalarca yazılmış yazılar vardır muhakkak. Onların yanında bizim şu 850 kelimenin pek esamesi okunmaz ama yine de bu da bizden diyebilmek önemlidir.
Her neyse Dublinliler güzel bir kitap. Herkeslere tavsiye ederim. İyi okumalar…
James Joyce
İş Bankası Kültür Yayınları
Çevirmen: Celâl Üster
210 sayfa