Kitaplığımda uzun zamandır melul mahzun bakıştığımız Kehribar Geçidi romanını nihayet okudum. Nazan Bekiroğlu uzun zamandır takip ettiğim, yazdığı hemen her şeyi okuduğum bir yazar. Nun Masalları'ndan İsimle Ateş Arasında'ya, Nar Ağacı'ndan Mihrican Fırtınası'na kadar...
Bu yorum Tenha Kitap'ta Nazan Bekiroğlu'na ait kitaplara yazdığım yorumların üçüncüsü olacak.
Kıssadan Roma’ya: Ashab-ı Kehf’in Batılı Yorumu
Nazan Bekiroğlu bazı romanlarında daha önce anlatılmış ya da bilinen konuları tercih etmişti. Yusuf ile Züleyha'da, Hz. Yusuf'u, La: Sonsuzluk Hecesi'nde Hz. Adem'i anlattığı gibi Kehribar Geçidi'nde de geleneksel bir anlatı olan Ashab-ı Kehf kıssasını konu alıyor. Hem İslami kaynaklarda hem Hristiyanlık kaynaklarında geçiyor hikâye. Kuran'daki şekliyle Ashab-ı Kehf dedim ama Hristiyanlık kaynaklarında Efes'in Yedi Uyuyanları (Seven Sleepers of Ephesus) olarak geçiyor. Nazan Bekiroğlu bir röportajında Batı anlatısını esas alarak kurgusunu yaptığını anlatmış. Ana omurga aynı olsa da ikisi arasında bazı farklılıklar var.
İnternetteki tanıtım metninde romanın sekiz yıllık bir emeğin ürünü olduğunu okudum. Sayfalar arasında gezinmeye başlayınca sarf edilen büyük emeği görüyorsunuz. İlmek ilmek örülmüş ayrıntı zengini bir roman Kehribar Geçidi. Kusurlu sikke, Platon'un el yazması eser, çobanın uykusuzluğu, Collesium, şifa tapınağının planı, Kehribar'ın göğsündeki iz, Lahit Kopyacısı'nın mavi mermerden yaptığı heykel ve torunları, kaldığı yerden devam eden rüyalar gibi bir anda aklıma düşen birçok hikâyecik ve hiçbirinin açıkta bırakılmadan bir sona bağlanan ucu insanı etkiliyor.
Roma tarihi, Roma kültürüyle ilgili ya da Hristiyanlık tarihi hakkında uzun okumalar ve araştırmalarla edinilecek yüzlerce -belki de binlerce- ayrıntı içeriyor roman. Okuyanın merakını da kabartıyor. Bir Roma belgeseli mi seyretsem diyor insan. Ashabı Kehf dizisi vardı, onu mu bulsam diye esiyor aklınıza.
Yazarın hatırladığım kadarıyla Cam Irmağı Taş Gemi kitabında da taş yontucularıyla ilgili bir öyküsü var. Oradan kalma ilgi Kehribar Geçidi'nde Roma şehrini mekan tutan bir romana dönüşmüş. Kaç kere internete girip olayların geçtiği mekanları merakla aradım. Roma şehri Collesium'uyla, Tiber Irmağı'yla, Forum'uyla romanda sıra geçidi yapıyor. Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, Victor Hugo'nun Paris'i, Charles Dickens'ın Londra'sı ve yine Nazan Bekiroğlu'nun Trabzon'u gibi...
Romanın konusu Yedi Uyurlar olunca başkarakter sayısı da yedi oluyor. (Köpekleri Kehribar'ı saymazsak!) Öne çıkmış diyebileceğim biri yok. Hangisini anlatsa yazarın bu kişiye yakın olduğunu düşünüyorsunuz. Aynı kaderin yolcusu yedi ayrı karakter ancak her birinin başka başka geçmişleri var. Romanda önce her birini tanıyoruz. Olay ilerledikçe her aşamada yedisinin başından geçenler tek tek anlatılıyor. Böyle olunca da hikaye uzuyor, sabırsız okuyucunun sabrı sınanıyor.
Nazan Bekiroğlu'nun ilk eserlerinden bu yana şiirsel, soyut çağrışımlar yüklü, kendine has dili; Nar Ağacı romanıyla birlikte daha sade, daha yalın ve kolay okunur bir tarza dönüştü. Başka, bambaşka bir değişim değil elbette. Nazan Hoca'nın dili yine de edebiyat dünyasındaki birçok yazara göre daha sanatlı ve şiirsel ancak bu üslup açılımı onu daha geniş kitlelerce okunur hale getirdi diyebilirim. En azından bu tayfanın bir mazereti kalmamış oldu. Bu kitapta biraz da konunun uygunluğu dolayısıyla ilk eserlerini hatırlatan masalsı, şiirsel ifadeler olsa da Nar Ağacı'yla başlayan yolculuk sürüyor.
Youtube'daki bir videoda kitapla ilgili yorum yapan genç bir arkadaş, uzun zamandır yazarı takip ettiğini ve onu çok sevdiğini söylüyordu. Konuşmanın devamında da 2015 tarihinden beri, dedi. Bu cümleleri duyunca Nazan Bekiroğlu'nu ilk ne zaman okuduğumu sorguladım hemen ve 2002 tarihini hatırladım. İsimle Ateş Arasında'yı okuyup şimdi fazla kapalı ve sanatlı buldukları o üsluba vurulmuştum. Kıdemli bir Nazan Bekiroğlu okuruyum yani. Kurgu eserleri arasında bu romanı okumadan önce zirveyi Nar Ağacı'na vermiştim. Kehribar Geçidi'nden sonra da bu fikrimde değişiklik olmadı. Kehribar Geçidi konusundan ve de konusunun ele alınış biçiminden kaynaklanan zorlukları barındırıyor. Nar Ağacı ise hala hak ettiği değeri kazanmış bir roman değil bence.
(Nar Ağacı'yla ilgili yazdığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz.)
Zulmün El Değiştirmesi: Dün Mazlum Olanlar Bugün Muktedirken
Romanın en çarpıcı iki bölümünden biri, Hristiyanlara yapılan büyük baskı ve zulmün anlatıldığı satırlar. İmparator'dan gelen emirle bütün halka tapınakta tanrılara kurban kesmeleri ve tütsü yakmaları zorunluluğu getiriliyor. Önceleri de pek hoş bakılmayan Nasıralı İsa Peygamber'in bağlıları böylece dinlerinden döndürülmüş olacak, Roma için bir tehdit olmaktan çıkacaklar. İmparator Yüce Diocletianus'un emrine itaat etmeyen vatan hainleriyse (!) tiyatro gibi bir mahkemeyle yargılanıp çarmıha geriliyor. Kitabın devamında görkemli Roma medeniyetinin bir zulüm makinesine dönüşmesini içimiz acıyarak okuyoruz.
Romanın en ilginç diğer bölümüyse mağara yoldaşı yedi arkadaşın uyandıkları yeni dünyada gördüklerinin paylaşıldığı kısımlar. 309 yılda yaşanan değişim önce onları büyülüse de devamında fark ettikleri yozlaşma ve dünyevileşme karşısında dehşete düşüyorlar. İmparator Diocletianus'un zulmünden mağaraya sığınan Yedi Uyurlar eski uygulamaların gömlek değiştirip Hristiyanlık kisvesiyle devamı karşısında şoka uğruyorlar. Dindaşlarının zulüm altında uğruna hayatlarını feda ettikleri değerlerini şartlar değişince kendi elleriyle harcamasına ve birçok pagan adetini kendi dinlerinin içine sokup uygulamaya başlamasına isyan etseler de pek bir karşılık göremiyorlar. Onlar mağarada uykudayken dünün ezilenleri muktedir rolünde insanlara sopa göstermeye başlıyor.
Hep öyle olmamış mı zaten? Zamanın en büyük zalimleri dünün mazlumları arasından çıkmış. Kitabın en dikkate değer, üzerinde düşünülmesi gereken mesajı bence bu. Nazan Bekiroğlu gibi zarif bir insan bu yürek yakıcı mesajı daha nasıl verebilir ki?.. Yaşadığımız dönemden geriye Kehribar Geçidi gibi gerçeğin altını derinden çizen bir roman bırakmak az bir şey değil. Gerçi herkesin ayrı bir zalimi ayrı bir mazlumunun olduğu günümüz dünyasında mesajı herkes istediği gibi alacak. O da ayrı bir garabet!
Kehribar Geçidi okumaktan zevk duyduğum, okumayı ertelediğim için de hayıflandığım bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar...
Kehribar Geçidi
Nazan Bekiroğlu
Timaş Yayınları
605 Sayfa
0 Yorumlar